10 Kasım 2016 Perşembe

Fatih Duman - Pîr

“O vakit, maksadını yalnızca erlere değil, hatunlara da yayasın. Bil ki er kişi mum ise, hatun ateşidir; er kişi ay ise hatun güneşidir; er mekânı aydınlatsa, hatun cihanı aydınlatır.”
Geldik bir kitabın daha sonuna. Sizlere Fatih Duman’ın Pîr kitabından bahsetmek istiyorum. Ve en başından söyleyeceğim, “mükemmeldi”. Kitabı okurken hissettiklerimi anlatmam imkansız ama şunu söyleyebilirim ki son zamanlarda beni duygusal anlamda etkileyen en iyi kitap oldu. Yazarın yazım dili o kadar edebi ve şiirselki kitabı okurken bambaşka duygular yaşıyorsunuz. İçinize kadar işleyecek ve manevi açıdan kendinizi sorgulamanıza sebep olacak harika bir eser.

Konusundan bahsedeyim sizlere azıcık. Kitabın ilk bölümü Hoca Ahmed Yesevi’nin çocukluğundan küçük bir anı ile başlıyor ve devamında Ahmed Yesevi’nin Timur’un rüyalarına girmesi, kendisine müjdeler vermesi ile devam ediyor. Ayrıca Arslan Baba’nın Hoca Ahmed Yesevi’ye babalık, hocalık etmesi; O’nu yetiştirmesi, ilmi öğretmesi, Ahmed Yesevi’nin manâ perdesini geçmesi anlatılıyor. İkinci bölümde Arslan Baba’nın ölümünden sonra Ahmed Yesevi’nin pîrini yani Yusuf Hamedani’yi araması ve Ahmed Yesevi’nin kendini bulma çabası kaleme alınmış. Üçüncü bölümde Ahmed Yesevi’nin Buhara’ya gelerek Yusuf Hamedani’nin dergahında pişmesi ve aşkı öğrenmesi anlatılıyor. Son bölüm olan dördüncü bölümde ise Ahmed Yesevi’nin başka diyarlara göçmesi, dergahında dervişler yetiştirmesi, oğlunun ölümü ve kendi ölümü anlatılıyor. Kitap içerisinde birbirinden güzel ve duygu yüklü menkıbeler okuyacaksınız. Ayrıca Türklerin müslümanlıkla ilk buluşmaları ve İslamiyetin yayılması uğruna yaptıkları çalışmalar anlatılmış. Bir de Musa Barlas’ın hikayesi var kitapta ve ben o hikayeden bahsetmek istemiyorum çünkü başından sonuna harika bir hikaye ve sonu çok etkileyici. Siz kitapseverlerin merakına bırakıyorum. :))

Son olarak söyleyeceğim ruhunuza hitap ederek maneviyatınıza etki edecek, mükemmel bir tasavvufi roman “Pîr”. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Alın okuyunun, pişman olmazsınız. Bir sonraki kitap yorumunda görüşmek üzere, hoşça ve kitaplarla kalın. :))

Mustafa Kutlu - İyiler Ölmez

"- Rüzgarın önüne düşmüşüm işte."
Geldik bir kitabın daha sonuna. Size bu yazımda Mustafa Kutlu’nun son kitabı olan İyiler Ölmez kitabından bahsetmek istiyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Yazarın anlatımı o kadar içten ve bizden ki, kitabı okurken sanki çok samimi bir arkadaşınız anlatıyorda sizde dinliyormuşsunuz gibi geliyor. 151 sayfalık bir kitap olmasına rağmen bir solukta okundu, sizleri sıkmayan aksine hikayelerin içine daldıran ve kahramanlarla duygusal bir bağ kurmanıza sebep olacak çok naif ve etkili bir dili var.

Kitapta dört hikaye var. Bir şekilde yolları kesişmiş dört iyi insan. Sıtkı, Civan, Mustafa ve Atalay. Dört iyi dost, dört güzel yürek. Üç sevda vurgunu ve bir felek vurgunu dört koca yürekli insan. Her hikayede hayatın zorluklarını görecek, hayatın her türlü haliyle karşılaşmış bu dört koca yürekli insan ile yer yer hüzünlenecek, yer yer sevinecek ve hikayelerde mutlaka kendinizden bir parça bulacaksınız. Sonu ise her ne kadar acıklı olsada yazar gönüllere su serpecek bir hale dönüştürmeyi başarmış.

Son olarak söyleyeceğim; kendini sımsıcak anlatımı ile bana sevdiren değerli yazarımızın, okuduğum onca hikaye kitabı içinde kendine çok güzel bir yer edinen bu kitabını tüm kitapseverlere tavsiye ederim. Okuyun bu kitabı ve dünyada iyi insanların bitmediğine sizlerde şahit olun. Bir sonraki kitap yorumunda görüşmek dileği ile hoşça ve kitaplarla kalın. :))

3 Kasım 2016 Perşembe

Çimen Erengezgin - Yeşil Bisikletli Kız

“Unutmak ya da unutulmak değil asıl olan. Bırakmak ve yol almaktır doğal olan.”

Biten bir kitap ve etkisinden kurtulamayan bir Uygar bırakıyorum buraya. Uzun zamandır hayatın bu kadar içinden, hayata ve bana dair birçok şeyi bulduğum böyle bir kitap okumamıştım. Yazarın kalemi o kadar naif ve anlaşılır ki söylemek istedikleri çok net yerleşiyor akıllara. Öykülerden oluşan bir kitap ama öyle sıradan öyküler değil bunlar. Hayatla, insanlarla ilgili birçok tavsiye ve ders veren öyküler. Her öykünün sonunda insan geçmişe dönüp kendini sorgulamadan edemiyor. Ben kendime dair birçok “keşke” ile karşılaştım kitabı okurken ve hayıflanmadan edemedim. Ama birçok yerde de “iyi ki” yapmışım dediğim güzel şeyler gördüm. Öyle uzun uzadıya roman yorumu gibi yorumlayabileceğim bir kitap değil. Okurun kitabın sonunda kapağı kapattığında, geçmişe dönük yapacağı bir sorgulama ve değerlendirme bu kitabın en güzel yorumu olur bence.


Son olarak değerli yazarımızın da dediği gibi; “Hayaller, kendimize açılan kapılardır. Pusulanız kalbiniz, hayalleriniz yolunuz olsun.” Bir sonraki yorumda görüşmek dileği ile hoşça ve kitaplarla kalın.

Ufuk Tufan - Bamsı

“Aşkla bekle!”
Bugün size güzel bir sevda hikayesi anlatan Bamsı kitabından bahsetmek istiyorum. Tarihi kitaplara her zaman büyük ilgi duyan bir okur olarak okumayı istediğim bir romandı. Muradına ermiş birisi olarak son derece keyifliyim. Kitap son derece yalın ve akıcı bir dille yazılmış. Sürükleyici ve heyecanlıydı. Hani derler ya bir solukta okundu diye. Aynen öyle oldu. Her sayfasında ayrı bir heyecan, ayrı bir yiğitlik ve ayrı bir aşk vardı.

Kayı Obası’ndan Pay Püre Bey’in oğlu Bamsı Beyrek’in kahramanlıkları, gözü karalığı, mertliği, on altı yıllık esareti ve Dodurga Obası’ndan Pay Biçen Bey’in kızı Banu Çiçek ile olan dillere destan aşkını okuyacaksınız. Sıradan bir aşk hikayesi değil tabi bu; zorluklara, zulümlere, ayrılıklara boyun eğmeyen bir aşkın destansı hikayesi. Kitapta bir de karşılıksız aşk var ki bununla ilgili bir şey söylemek yerine bu kısmı okuyucunun merakına bırakmak istiyorum. Yazar kitapta döneme ait bir çok bilgiyi de sunmuş okuyucuya. Dönemin şartlarına ait (yaşam şekilleriı, örf-adet ve gelenekler, yönetim biçimi, kullanılan silahlar, alışkanlıklar) bilgiler içeren dolu dolu bir eser olmuş.

Son olarak söyleyeceğim Türk Edebiyatı’nın şaheserlerinden birisi olan Dede Kokut Hikayeleri üzerine kaliteli bir kitap okumaktan büyük bir keyif aldım. Sizlerde şayet tarihi kitapları okumayı seviyorsanız bu destansı hikayeyi kaçırmayın. Alın okuyun pişman olmazsınız. Bir sonraki kitap yorumunda görüşmek üzere hoşça ve kitaplarla kalın diyerek, bu yazıyı kitabın sonunda edilen güzel bir dua ile bitirmek istiyorum. :))

“Yerli kara dağlarınız yıkılmasın, devlet gölgeli koca bir ağaçtır ki bu ağaç hiç kesilmesin, ak sakallı babanızın yeri cennet olsun, ak bürçekli ananız kendini cennette bulsun, Kadir Mevlâ hiçbir anayı babayı ne evlattan ne de kardeşten ayırmasın, ahir zamanda Rabbim bizleri arı imandan mahrum bırakmasın, şeytanın elinde oyuncak edip imanımızı çaldırmasın, âmin âmin âmin diyenler cennette Mevlâ’nın yüzünü görsün, tüm bu dualarımız derlensin toparlansın adı güzel Muhammed Mustafa’nın yüzü suyu hürmetine bağışlanmamıza vesile olsun Han’ım hey!”

24 Ekim 2016 Pazartesi

Ayfer Kafkas - Kızıl Şebeke

“Her cinayet bir sebep için işlenmiştir, bundan hiç şüpheniz olmasın. Kazaların bile bir sebebi vardır. Kazara katil olan biri aslında tedbirsizliğinin farkına varamamış, farkına varsa bile buna ehemmiyet vermeyerek vaziyete göz yummuş insandır.”
Geldik bir kitabın daha sonuna. Hiç bitmesini istemediğim anlar oldu ama bir o kadar da hemen bitsin istedim zira bu kadar heyecan bana fazlaydı. Baştan sonra inanılmaz sürükleyici ve heyecanlı bir kitabı geride bıraktım. Ben yazarın hayal gücüne, zekasına ve başarılı kalemine hayran kaldim. Okuyanlar yada okuyacak olanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. Polisiye okumayı çok sevmeyen birisiyimdir aslında ama Osmanlı polisiyeleri her zaman ilgimi çekmiştir. Bu sebeple alıp, okudum.

Kızıl Şebeke bir Osmanlı Polisiyesi. 1800'lü yıllarda Osmanlı’nın bir sancağında birbirine benzer yöntemlerle işlenen iki cinayetin aydınlatılması ve katilin yakalanması için sultan tarafından görevlendirilen hafiye Eşrefzade İdris Bey, yamagı Ali Cengiz ve zabit Musa Bey’in katili bulma çabalarına tanık olacağınız, son derece sürükleyici ve muhteşem kurguya sahip bir kitap. Heyecanın hiç dinmediği, katili kitabın sonuna kadar tahmin edemeyeceğiniz başarılı bir eser. Aslında kitabın her sayfasında Osmanlı’yı bütünüyle hissedecek, harika mekan tasvirleriyle kendinizi tarihte bir yolculuğa çıkmış olarak bulacaksınız. Bu tarz kitaplarda kurgu hatalarına rastlamak mümkün fakat bu kitapta ben herhengi bir hataya rastlamadım. Kesinlikle harikaydı.

Son olarak söyleyeceğim polisiye sever kitap dostlarına mutlaka tavsiye ederim. Tarihi bir kitap olduğunu düşünüp sıkılacağınızı sakın düşünmeyin. Bir solukta, keyifle okuyacaksınız. Alın, okuyun pişman olmayacaksınız. Bir sonraki kitap yorumunda görüşmek dileği ile hoşça ve kitaplarla kalın. :))

15 Ekim 2016 Cumartesi

Erkan Göksu - Berzem

“İslam Mekke’de doğmuş ise de Medine’den yayılmış, Şam, Küfe, Basra ve Nihavend’de büyümüş, İskenderiye, Endülüs ve Buhara’da umran, Bağdat’ta ise medeniyet olmuştur."

Biten bir kitabın ardından yine sizlerleyim. Sizlere çok güzel bir tarihi romandan bahsetmek istiyorum. Ama bu sefer ki Osmanlı Dönemi’ne değil de Selçuklu Dönemi’ne ait bir roman. Tesadüfen denk geldim Berzem’e. Aldığım gün okumaya başladım ve elimden bırakmak istemedim, bir çırpıda okundu. Ve mükemmeldi. Bu kitap Selçuklu tarihi üzerine derin araştırmalar yapan, tarihçi akademisyen Erkan Göksu'nun bilgileri ile meydana gelmiş değerli bir eser. Öncelikle sizlere Berzem’in ne demek olduğundan bahsedeyim. Romana ismini veren Berzem; “Mâverâünnehir”de Buhara yakınlarında bir kale. Kale komutanı olan Yusuf ise Sultan Alparslan’ı hançerleyerek şehit eden kişi. İşte bu yüzden Berzem’in Selçuklu tarihinde önemli bir yeri var.

Romanda Selçuklu Devleti’nin en parlak dönemi olan Sultan Melikşah’ın dönemi ve Sultan Melikşah’ın hizmetkârlarından Câmi isimli ihtiyar adamın oğlunun bir arap gulam (küçük yaşta saray hizmetine alınan esir veya köle) tarafından öldürülmesi üzerine Câmi’nin hak davası anlatılıyor. Bu dönemde Bağdat ve çevresinde yaşanan olaylara da tanık olacaksınız. Halkın alışkanlıkları, yaşam biçimleri, döneme ilişkin bir çok bilgi detaylı ve gerçekçi bir şekilde sunulmuş okuyucuya. Dönemin önemli şahsiyetleri; Sultan Malikşah, Nizamülmülk, Alp Arslan, Kaşgarlı Mahmud, Halife el-Müktedîr, Gevherâyîn, Ebû Şucâ ile kitapta karşılaşıyorsunuz. Büyük bir heyecan ve keyifle okuyacağınız, sürükleyici bir tarihi roman. Kitabın sonunda ise sizleri şaşırtıcı bir son bekliyor.

Hani bazı kitaplar vardır sadece kütüphanenizde yer edinmez, gelir kalbinizin en güzel köşesine kurulur. İşte bu kitapta o baş köşeye kurulan nadir kitaplardan birisiydi. Birçoğumuz Osmanlı Devleti ‘ni ve tarihte kurulmuş Türk Devletleri’ni anlatan bir çok kitap okumuşsunuzdur. Ama Selçuklu Dönemini anlatan böyle bir kitap okumamışsınızdır. Bu değerli eseri mutlaka ama mutlaka okuyun. Büyük bir emek ve özveri var. "Berzem" ismini unutmayın değerli kitap dostları. Bir sonraki yorumda görüşmek dileği ile hoşça ve kitaplarla kalın. :))

25 Eylül 2016 Pazar

İrem Uzunhasanoğlu - Gitme, Gül Yanakların Solar

"Göç ağrısı, yer ağrısı, yurt ağrısı, toprak ağrısı çekendi onlar. Gitmeyi de, kalmayı da bilendi onlar. Katık yapıp suyunu ekmeğine, yüreklerinde mangallar yanandı onlar. "
Bir kitap yorumundan daha herkese merhaba. Çok güzel bir kitap okudum. İçten duygularla kaleme alınmış, zorluklarla ve acılarla dolu bir dönemin ele alınıp kaleme döküldüğü harika bir kitap olmuş. Her zaman duygulanarak okuduğum bir dönemdir mübadele dönemi. İnsanlar yurtlarından , evlerinden, sevdiklerinden ayrılmak zorunda kalmış, ölümler, ayrılıklar ve gözyaşı ve üzüntü dolu zamanlar geçirmişler. Ve yine en büyük zorlukları anneler çekmiş. Allah bir daha böyle zamanlar yaşatmasın.

Kitabın konusu mübadele döneminde Midilli ve Serez’den göç ederek Edremit’e yerleşen iki ailenin yaşadıkları zorluklar ve sonrasında kesişen yaşamları. Ahmet Bey, Nafia Hanım, Mediha, Sezai, Emin Bey, Arif Bey, Leman ve niceleri. Ben en çok Mediha'ya üzüldüm açıkçası çünkü yaşadıkları kolay şeyler değildi. Mediha’nın daha 14 yaşında hem annesiz hem de babasız kalması ile hayatı bambaşka bir hal alıyor. Duygu yüklü hikayesine şahit olacaksınız. Kitabın sonuna doğru ise duygusallık tavan yapıyor.

Velhasıl kelam yürek burkan, acılarla dolu yaşam öykülerini okuyacağınız harika bir kitap olmuş. 236 sayfa olmasına rağmen elinizden bırakamıyorsunuz. Sağ olsun bir çırpıda okutuyor kitap kendini. Alın okuyun pişman olmazsınız. Bir sonraki kitap yorumunda görüşmek dileği ile hoşça ve kitaplarla kalın :)) 

Bayram alışverişi


Yeni bir yazıdan herkese merhaba. Bayramda topladığım harçlıklarımla aldığım kitapları yazacaktım size ama sağlık sorunlarımdan dolayı yazamadım. Biraz gecikti açıkçası. Fırsatını bulur bulmaz yazayım dedim. Bu bayram harçlık yönünden çok bereketliydi açıkçası. Harçlık verenlerim çok olsun inşallah :))  Bende topladıklarımı kitaba yatırıp kendimi mutlu etme yolunu seçtim. Kitaplardan sizlere kısa kısa bahsedeyim belki içlerinde konuları itibari ile ilginizi çekenler olabilir. Sizde yeni kitaplarla ve yazarlarla tanışmış olursunuz. :))


Sadık Hidayet - Üç Damla Kan ve Aylak Köpek

Daha önce yazarın Kör Baykuş kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. İnce bir kitaptı ama anlattıkları sayfalar dolusu kitaplara bedeldi. Ve o yüzden bende yazarın bu iki kitabını aldım. Yorumlar gayet iyiydi bakalım okuduktan sonra nasıl bir iz bırakacaklar. :))

Vüs'at O. Bener - Bay Muannit Sahtegi'nin Notları

Daha önce yazarın Kapan isimli öykü kitabını okumuştum. Edebiyatımızda gereken önemi görmeyen başarılı yazarlarımızdan kendisi ve tereddüt etmeden yeni bir kitabını daha aldım. Çok merak etiğim kitaplardan birisi.

Hasan Ali Toptaş - Ölü Zaman Gezginleri ve Gölgesizler

Belki de aldığım kitaplar içinde en çok merak ettiklerim bu kitaplar. Yazarın kalemi ile daha önce tanışmadım ama kitapları ile ilgili hep güzel yorumlar okudum ve duydum. Bu iki kitabı ile başlamaya karar verdim. Umarım çok beğenirim ve diğer kitaplarını da alırım :))

Latife Tekin - Berci Kristin Çöp Masalları

Ve en çok merak ettiğim diğer yazar ve kitabı. Bu yazarın da kitaplarını hiç okumadım daha önce. Çok büyük ümitlerle aldım ve okuyacağım ilk kitaplardan olacak. :))

Terry Eagleton - Edebiyat Nasıl Okunur

Nitelikli okur olma yolunda okuma şekilleri ve faydalı okuma ile ilgili bir çok yazarın kitaplarını okudum ve bir çok bilgi edindim. Bu kitapta ilgimi çekiyordu ve okuduğum yorumlar o kadar güzeldi ki almadan edemedim. Ara ara içinden okumalar yapıyorum ve notlar alıyorum.


Fatih Duman - Pir , Ene ve Sır

Son zamanlarda hakkında hep güzel yorumlar duyduğum bir diğer yazar da Fatih Duman. İstanbul'un Efsane Aşıkları verdiği bu seride üç değerli insandan bahsetmiş. Seride ki kitaplar birbirinden bağımsız. Pir kitabında Pîr-i Türkistan Ahmed Yesevi'den, Ene kitabında Aziz Mahmud Hüdâyi'den ve Sır kitabında da Yahya Efendi'den bahsetmiş. 




F. Scott Fitzgerald - Muhteşem Gatsby

Bulunduğum kitap gruplarında bir çok okuyucunun yorumlarında beğenildiğini gördüğüm bir kitap. Yazarın daha önce kitabını okumadım. Bu kitaptan başlamak iyi bir fikir gibi geldi. Umarım yanılmam. :))

Salih Seçkin Sevinç - Herşeyin Başı Blog

Kendimde eksikliğini gördüğüm konularda öğrenme ve kendimi geliştirme çabası içinde olmaya çalışıyorum. Blog konusunda elbette çok iyi olduğum söylenemez ama öğrenmeye ve daha iyi yazmak adına bir şeyler öğreneceğimi düşündüğüm bir kitap. Ara ara başvuruyorum kendisine. :))

Peyami Safa - Bir Tereddüdün Romanı

Ötüken Yayınları yazarın bütün kitaplarını yeni kapakları ile tekrar basmış ve hepsi çok güzel olmuş. Hepsini teker teker almaya karar verdim. Daha önce Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ve Fatih Harbiye kitaplarını okumuştum. Bu okuyacağım üçüncü kitabı olacak.

İrem Uzunhasanoğlu - Gitme, Gül Yanakların Solar 

Her zaman ilgim çeken bir konu olan Mübadele ile ilgili olduğu için aldığım bir kitap. Çok merak ediyorum :))

Ve işte aldığım kitaplar bunlar. Benim için hepsi birbirinden değerli. Okudukça yorumlarımı yazacağım. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, hoşça ve kitaplarla kalınız :))


15 Eylül 2016 Perşembe

Tarık Tufan - Hayal Meyal

"Mahallede aşağılanıp, horlanan çelimsiz çocuklar gibiyim.
Oyunlara ancak adam eksik oldunduğunda kabul edilen beceriksiz çocuklar gibi.
Hayata katılmakta güçlük çekiyorum.
Benim mevsimim sonbahar.
Sokakların tenhalaşmaya başladığı vakitler.
Tek kişilik oyunlar ustasıyım ben.
Tek kişilik özlemler, tek kişilik acılar ustasıyım.
Ben yağmuru arıyorum.
Ben yağmuru arıyorum.
Ben yağmuru arıyorum.
Ben seni arıyorum."

Bir Tarık Tufan kitabının daha sonuna geldim. 
Ve yine harikaydı. Anlatımı, betimlemeleri ve kahramanın iç dünyasını anlatımı çok iyiydi. Her zaman kalemini beğendiğim bir yazardır ve bu kitabında da yanıltmadı beni. 

Kitapta kahramanımız (ismi belirtilmiyor ) ölmek üzere olan bir kanser hastası. Hastalığını öğrendiği andan itibaren ki isyanlarını, çırpınışlarını, pişmanlıklarını okuyacaksınız. Size kısa ömrünü ve bu kısacık ömrümde yaşadığı aşkı, aile sorunlarını, yaşadığı zorlukları anlatacak. Sizde büyük bir merak ve beğeni ile okuyacaksınız. Hele annesi ile olan diyaloglarında gözünüzün yaşardığını göreceksiniz. 

En etkileyici kısımları sevgilisi ve annesi ile olan konuşmaları. 
Ve sonu ise tam bir sürpriz. Ama öyle böyle değil. Sizi etkileyecek bir sürpriz.
Velhasıl kelam, alın okuyun pişman olmazsınız. Hayatın içinden bir çok şey bulabileceğiniz dolu dolu bir kitap olmuş.

Bir sonraki kitap yorumunda görüşmek dileği ile keyifli günler dilerim :))

***
"Terk ettiğiniz bir yere geri dönmek olanaksızdır.
Dönmeyi başarabilseniz de, oranın aslında bıraktığınız yer olmadığını fark edersiniz. Ne geri döndüğünüz yer o eski yer; ne de geri dönen sizsinizdir."
***
"Kör yarasalar kafamın içinde bir sürü halinde dönüp duruyor, aydınlığın masumiyetini tarumar ediyor ve acıtan yerlere tutunup dinleniyorlardı. O kadar karanlık bir dünyada yaşıyordum ki, başka kuşların gelip yuva yapması beklenemezdi kalbimin köşelerine."


Voltaire - Türkler, Müslümanlar ve Ötekiler

Güzel bir kitabı daha sonlandırdım. :))
Uzun zamandır okunmayı bekliyordu. Bu denli güzel kitaplar basan Zepros Yayınları’na çok teşekkür ederim. Daha önce ki okuduğum kitapları gibi hem baskı kalitesi hemde okuyucuya kattığı değerler yönünden çok güzeldi. 

Kitap 18. yy’ın en etkili isimlerinden, Fransız tarihçisi olan Voltaire (François Marie Arouet )’in Türkler ve Müslümanlar hakkında ki düşüncelerinden oluşuyor. Kitapta; 

*Türklerin nereden geldikleri ve nasıl Müslüman oldukları.
*Haçlı seferleri
*İstanbul’un haçlılar tarafından işgali
*Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi
*Araplar ve Yahudiler
*Osmanlı İmparatorluğu

gibi konularda Voltaire’in düşünceleri ve fikirleri var. Yazar fikirlerini dile getirirken gayet objektif ve tarafsız bir bakış açısı kullanmış ki kendisi bir Fransız olmasına rağmen Türkleri kendi milletinden bile üstün görmüş ve milletini yer yer eleştirmiş. Objektifliğini Hristiyanlık ve Müslümanlık karşılaştırmasında da elden bırakmamış. Bu düşünceleri, yaşadığı dönemde Avrupalıların tepkisini çekmiş hatta yazdığı"Fanatizm veya Muhammed Peygamber" isimli trajedisi yasaklanmıştır. 

Son olarak söyleyeceğim cidden çok değerli tespitlerin ve görüşlerin dile getirildiği, tarihte yaşanan olaylara farklı bir bakış açısı ile bakılmasını sağlayan güzel bir kitap olmuş. Ben çok beğenerek okudum ve siz değerli kitap dostlarına da tavsiye ederim.

Bir sonraki yorumda görüşmek dileği ile keyifli günler dilerim :))

Zoran Zivkovic - Gizli Kamera

Bir kitap yorumundan daha merhaba. :) 
Zoran Zivkovic’in “Başka Zaman Kütüphaneleri” kitabını daha önce okumuş ve yorumlamıştım. Bu sefer bir diğer kitabı olan Gizli Kamera’yı okudum ve gerçekten yine harika bir kitap olmuş. İlk okuduğum kitabından sonra da söylemiştim. Bu adamın kafası bir başka çalışıyor, hayal gücü inanılmaz diye ve bu kitabında da düşüncemi değiştirmedi. :)) 

192 sayfalık bir kitap ve okuyucuyu hiç sıkmıyor. Zaten yazarın kalemi de gayet akıcı. Bu arada Zepros Yayınları’nı da tebrik ederim cidden hem kitap kapakları hem de baskı kaliteleri çok başarılı. 

Kitabın konusundan kısaca bahsedeyim sizlere; kahramanımız tek başına yaşayan, takıntılı, pimpirikli bir cenaze levazımatçısıdır. Sıradan bir hayatı vardır. Bir gün iş dönüşü kapısına bırakılmış zarf içinde bir sinema gösterimi davetiyesi alır. Ve olaylar o gösterime katılması ile çığırından çıkarak anormal bir hal alır. Okudukça ne dediğimi daha iyi anlayacaksınız. Sonunun ayrıca bir sürpriz olduğunu da eklemek isterim. Yazarın hayal gücü ve farklı tarzda ki anlatımı olayların ilgi çekici olmasını, bir sonraki sayfayı büyük bir merakla çevirmenizi sağlıyor. Kahramanımızın kendisi ile olan konuşmaları, ayrıntılara takılması ve takıntılı ruh hali kitabı okurken ayrıca merak içinde kalmanızı sağlıyor. 

Yazarın en belirgin özelliği, ilk okuduğum kitabı altı öyküden oluşuyordu ve her bir öykünün kahramanları da birbirinden takıntılı tiplemelerdi. Bu kitabın karakterinin de diğerlerinden hiçbir farkı yok. Keyifle ve beğeniyle okuyacağınız güzel bir kitap "Gizli Kamera" 

Ben çok beğendim ve farklı hayal gücüne sahip yazarların kitaplarını okumak isteyenlere mutlaka tavsiye ederim. Bir sonraki yorumumda görüşmek üzere, kitaplarla geçireceğiniz güzel günler dilerim. :))

Zoran Zivkovic - Başka Zaman Kütüphaneleri

"Çok zaman önce okumanın televizyon önünde ömür törpülemekten çok daha işe yarar ve zevkli bir şey olduğunu keşfetmiştim."

Uzun zamandır okumayı beklediğim ve merak ettiğim bir kitaptı Zepros Yayınları'ndan çıkan, Zoran Zivkovic’in “Başka Zaman Kütüphaneleri”. Açıkçası beklememe değdi. Harikaydı. İki saat kadar zamanımı aldı. Sade dili ve sürükleyici anlatımı ile hiç sıkılmadan okuyacağınız güzel bir kitap.

Konudan kısaca bahsetmek gerekirse; kitap birbirinden ilginç altı öyküden oluşuyor. Ve her öyküde altı ilginç karakter ve altı ilginç fantezi ürünü hikaye… Öykülerin konusu tamamen yazarın fantezisi sonucu ortaya çıkmış enteresan olaylardan meydana geliyor. Özellikle ikinci ve son öyküye dikkat etmenizi isterim. İkinci öyküde ki karaktere uyuz oldum açıkçası ama çabası beni çok etkiledi. Son öyküde ise sizi güzel bir sürpriz bekliyor. Şaşıracağınızdan eminim. :))

Son olarak söyleyeceğim Zivkovic cidden değişik bir adam. Hayal gücü çok farklı ve her zaman rastlayabileceğiniz bir tarz değil. Öykülerde dikkat ettiğim ortak nokta, karakterlerin takıntılı insanlar olmaları. Bazen karakterlere sinirlenebiliyorsunuz. Ama belki de içimizde o takıntılara sahip olanlarımızda vardır. Kim bilir?

Kitapları anlatan çok güzel bir kitap okudum dostlar. Alın, okuyun pişman olmazsınız. Kitap dolu günler dilerim :)

***

"Kitaplara ne kadar çok yer verirseniz verin, asla yetinmezler. Önce duvarları ve ardından da adım attıkları her yeri işgal etmeye başlarlar. Kitapların işgalinden nasibini almayacak tek köşe evin tavanlarıdır."

***

"Uzun yıllar önce, bu dünyanın açıklanamayan mucizelerle dolu olduğunu fark etmiştim. Bu tür şeyleri açıklamaya çalışmanın hiçbir yararı olamazdı. Açıklamaya çalışanı da büyük bir mutsuzluk bekliyor demekti."

Reşad Ekrem Koçu - İstanbul Tulumbacıları

Okuduğum en güzel araştırma kitaplarından biriydi. Gerçekten çok büyük bir emek sonucu ortaya çıkmış değerli bir kitap olmuş. Yazarın otuz yıllık çalışmaları sonucu kitap haline getirilmiş ve okuyucuya sunulmuş. Dili gayet anlaşılır ve akıcı. Okurken kesinlikle sıkılmıyorsunuz ve 415 sayfa olmasına rağmen bir çırpıda okunuyor. 

Kitapta, 

- Yeniçeri Ocağına bağlı Yangın Tulumbacıları Ocağı
- Yangın tulumbacılarının portleri
- İstanbulda Belediye ve Mahalle Tulumbacıları Teşkilatı
- Edebiyatımızda tulumbacılar üzerine yazılar
- İtfaiye Teşkilatının kuruluşu ve çalışmaları
- İstanbulda çıkan büyük yangınlar

hakkında detaylı bilgiler (tulumba çeşitleri, tulumbacıların özellikleri, aldıkları maaşlar, kılık-kıyafetleri, büyük istanbul yangınları) bulabileceğiniz gibi İstanbulun tarihi hakkında da detaylı bilgiler bulabiliyorsunuz. Son derece faydalı bilgiler bulunan uzun süreli bir çalışma ve emek sonucu ortaya çıkmış dolu dolu bir eser. 

Tarih sever bir okuyucu olarak ben çok beğendim. Bu tarzda araştırma ve tarih kitapları sevenler başta olmak üzere tüm kitap severlere tavsiye ederim. Bir başka yorumda görüşmek dileğiyle, herkese kitap ve sevgi dolu günler dilerim. :)

Barış Müstecaplıoğlu - Osmanlı Cadısı

"İnsanın hiç dostu olmamasından daha kötü olan tek şey bir dostu olmasıdır."
Son zamanlarda okuduğum bana göre kurgusu en sağlam kitaplardan birisiydi. Hatta bir yerde “yok artık nasıl bağladı ya” dedim. Oldukça ilginç ve bir o kadar iddialı bir konu seçmiş yazar. Kurgusunu hiç bozmadan okuyucuyu kendine bağlayarak, büyük bir heyecan ve merakla okunan bir kitap Osmanlı Cadısı. Dili sade ve akıcı. Okurken yorma ve sıkma söz konusu bile değil.

Konudan kısaca bahsetmek gerekirse; İstanbul Şehir Cumhuriyeti’nde işlenen bir cinayetin çözümü için, sıra dışı bir hastalığa sahip olan kahramanımız Kemal’in kapısı çalınır. Cinayeti çözmesi karşılığında hastalığından kurtulacağı vaat edilir. Teklifi kabul eden kahramanımızın maceralarına şahit olacaksınız. Birbirine paralel iki hikaye ile devam eden kitapta, bir an Osmanlı Donanmasında Haymanalı Süleyman Paşa ile denizde bir fırtınaya yakalanıyor, dervişler ile dergahta sema ederken buluyorsunuz kendinizi. Sonra bir bakmışsınız İstanbul’un geleceğinde, yapay zekanın çok geliştiği, insanların 200 katlı mega kulelerde yaşadığı İstanbul Şehir Cumhuriyeti'ndesiniz.
Sonu gerçekten çok ilginç ve bir o kadar akılda kalıcıydı. Çok beğendiğim ve sizlere de okumanızı tavsiye edeceğim son derece ilginç bir kitap olmuş. Ben çok beğendim. Alın okuyun, pişman olmazsınız. Bir sonraki yorumda görüşmek dileği ile kitaplarınızdan ayrı düşmeyeceğiniz keyifli günler dilerim. :)

Stefan Zweig - İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar

"Bir mucizenin gerçekleşmesi için tek bir insanın buna kesinlikle inanması ve girişimlerde bulunması gerekir."

İtiraf ediyorum Stefan Zweig’in okuduğum ilk kitabıydı “İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar”. Tavsiye üzerine okudum ve çok beğendim. Özellikle yazarın anlatımı çok akıcı ve anlaşılabilir. 256 sayfalık kitap hemencecik bitti. Sanırım Zweig okumaya doğru kitaptan başladım ve okumaya da devam edeceğim. :))

Kitaptan kısaca bahsetmek gerekirse; tarihe iyisiyle kötüsüyle damga vurmuş 12 insanın yada başka bir deyişle olayın karar anlarından bahsedilmiş. Tabi bu olaylar yazarın harika anlatımıyla büyük bir keyifle okunuyor. Bu 12 kişi ve olayları kısaca belirtmek isterim;

1) Nunez de Balboa'nın Büyük Okyanusu keşfinin hikayesi.
2) İstanbul'un Fethi ve Fatih Sultan Mehmet'in azim hikayesi.
3) Georg Friedrich Handel’in hikayesi (müzisyen).
4) Rouget'in Fransız marşını yazması.
5) Waterloo savaşı ve Napoleon'un son yenilgisi. 6) Ünlü Alman şair Goethe'nin, 73 yaşındayken, 19 yaşında bir genç kıza olan aşkı.
7) Eldorado'nun keşfi. Kaliforniyayı keşfeden Suter'ın talihsiz macerası. 8) Dostoyevskiden bir idamdan kurtuluş şiiri.
9) Cyrus W. Field'ın büyük azminin ve telgrafın hikayesi
10) Tolstoy'un yarım kalan bir tiyatro eserinin Stefan Zweig tarafından tamamlanması.
11) Güney Kutbunun keşfi.
12)Lenin'in İsviçreden Rusyaya dönüş hikayesi.

Olayların yorumlanması gerçekten çok başarılı. İçerisinde bir çok tarihi, coğrafi, dini ve bilimsel bilgiyi barındıran dolu dolu bir kitap olmuş. Ben çok beğendim ve değişik tarzda bir kitap okumak isteyenlere şiddetle tavsiye ederim. Alın okuyun, pişman olmazsınız. Bir sonraki yorumda görüşmek dileği ile hoşça ve kitaplarla kalın :))

Stefan Zweig - Macellan

"Tek bir cesur insanın başarısından, tüm bir kuşağa yetecek şevk ve cesaret doğar; bu daima böyledir."

Ve bitti... Zweig’in okuduğum ikinci kitabı oldu, Macellan. Anlatım tarzını, dilini ve sürükleyiciliğini yine çok beğendim. Uzun zamandır okunmayı bekliyordu, boşu boşuna bu kadar bekletmişim. Kitabın sonundaki son sözü saymazsak 254 sayfalık bir kitap hemencecik bitti.

Kitaptan bahsetmek gerekirse; Macellan’ı anlatan bir biyografi niteliğinde yazılmış bir kitap. Neler yaptığı, başarıları, yanlışları, insanlığa olan katkıları bütün ayrıntıları ile anlatılmış. Yazar objektif bir tavır takınmış. Kitapta bulabilceğiniz ve hakkında çok net bilgilere ulaşabileceğiniz başlıca konular: 

- Haçlı Seferleri'nin iç yüzü
- Baharat Yolu’nun neden bu kadar önemli olduğu
- Sömürgeleştirilen toplumların karşılaştıkları zulümler
- Macellan’ın büyük seferinin tüm ayrıntıları
- Avrupa'nın aç gözlülüğü

Kitap hakkında olumsuz yazabileceğim tek şey belki de sadece benim için geçerlidir. Çok fazla detaydan kaynaklı bazı tarih, yer ve isimlerinin tam olarak akılda tutulamamasıdır. Macellan’ı her yönüyle ele alan bize kendisi hakkında bir çok bilgi veren bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Ben beğendim umarım sizde beğenirsiniz. :) Bir sonraki yorumda görüşmek dileği ile hoşça ve kitaplarla kalın. :))

Kitaptan kısa bir bölüm: 

 ...Haçlı seferleri (çoğu kez romantize edildiği gibi) Kutsal Mezar'ı imansızların elinden kurtarmak amacıyla yapılan mistik, dini bir girişim değildir kesinlikle; tarihin bu ilk Avrupa-Hristiyan koalisyonu, Kızıldeniz'deki emniyet zincirini delip geçmek ve Avrupa ve Hristiyanlık için Doğu ticaretinin önünü açmak yolunda atılan ilk bilinçli çabadır aynı zamanda...”

George Orwell - Boğulmamak İçin

"Her şeye vakit vardır ama yapmaya değer şeyler hariç.Sahiden önemsediğiniz bir şeyi düşünün.Sonra sadece ona harcadığınız zamanı saat saat toplayın ve hayatınızın ne kadarcık bölümünü kapladığını hesaplayın.Sonra bir de tıraş olmak,otobüslerde gidip gelmek,tren istasyonlarında ve kavşaklarda beklemek,edepsiz hikayeler anlatıp dinlemek ve gazete okumak için harcadığınız zamanı hesap edin."

Ve bitti... Orwell’ın 2 kitabını (1984 ve Hayvan Çiftliği) okumuştum daha önce ve her iki kitapta muhteşemdi bana göre. Bu okuduğum üçüncü kitabı oldu ve iyi ki de oldu. Gerçekten çok güzel bir kitaptı. Hatta bana göre belki bana katılmayacak olanlar olacaktır Hayvan Çiftliği’nden daha güzeldi. 254 sayfalık bir kitap 3 buçuk saatimi falan aldı akıcı ve okuyanı yormayan gayet anlaşılır bir kitap olmuş. Ama sakin kafayla okunmasını tavsiye ederim.

Konusundan bahsetmek gerekirse; kitapta kahramanımız George Bowling evli, 2 çocuk babası, sigortacılık yapan, gitgide kilo alan, takma diş kullanan ve ev-iş arasında tekdüze bir yaşam süren sıradan orta halli bir insandır. Sürekli Hitler’in kendilerini bombalayacağını ve savaşın çok kötü bir şey olduğunu düşünmektedir. Takma dişleri için işten izin aldığı bir gün gördüğü bir ilanla birden 7 yaşında ki çocukluğuna gider. Ve aslında hikaye asıl buradan sonra başlıyor. 

Orwell diğer kitaplarında da olduğu üzere var olan sistemlere gönderme yapmaktadır. Bu kitabında da kapitalist sisteme ve baskılara gönderme yapıyor. Kullandığı mizahi dil gerçekten çok etkileyici. Ben çok beğendim klasik bir Orwell kitabı olmuş diyebilirim. Sizlerinde keyifle ve beğeniyle okuyacağınızı düşünüyorum. Bir sonraki yaızda görüşmek dileği ile hoşça ve kitaplarla kalın :))

Kitaptan kısa bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum. 

“Peki kim savaştan korkuyor?
Bir başka deyişle, kim bombalardan ve makineli tüfeklerden korkuyor? “Sen!” diyorsunuz. Doğru, ben korkuyorum; onları görmüş olan herkes korkar.
Fakat asıl önemli olan savaş değil, savaştan sonrası. İçine batacağımız dünya;
nefret dünyası, slogan dünyası. Paramiliter üniformalar, dikenli teller, kauçuk coplar. Ampullerin gece gündüz yandığı gizli hücreler, sizi uykunuzda izleyen dedektifler.
Geçit törenleri, üstünde devasa yüzlerin olduğu posterler ve sağır olana,
ona sahiden taptıklarına inanana kadar Lider’e tezahürat yapan milyonlarca
kişilik kalabalık…”

Franz Kafka - Şato

"Evet engeller, kuşkular, düş kırıklıkları var; ama bu önceden de bildiğimiz gibi sana hiç bir şeyin bağışlanmayacağı, en ufak şeyi bile savaşarak elde edeceğin anlamına geliyor yalnızca; bu, moralsiz olman değil, gururlanman için bir neden daha aslında."

Öncelikle Kurban Bayramı'nızı kutlarım. :)) Ben bu bayram bol bol kitap okudum. Umarım sizde okumuşsunuzdur. :) Uzun zaman olmuştu Kafka’nın Şato kitabını alalı. Kitapların arasında unutmuşum. Geçen gün gözüme çarpınca okuyayım dedim. Şato zor bir kitap aslında Kafka’nın bunalımlı ve kasvetli anlatımı kitabı biraz sıkıcı hale getiriyor. Ama sabredip bitirirseniz kitabı çok farklı duygular içinde oluyorsunuz. Daha önce Dava, Dönüşüm, Mavi Oktav Defterleri ve Defterler kitaplarını okumuştum. Bu beşinci kitap oldu.

Kahramanımız Dava kitabında ki Josef K. benzeri bir karakter olan K. Kendisi kasabaya sonradan gelen ve köylüler yani alt tabaka içinde kendine yer edinmeye çalışan takıntılı bir karakter. Kahramanın sürekli Şato’ya ulaşma çabası var ve bu çaba sürekli engelleniyor. Bir türlü şatoya ulaşamıyor. Ve bir zaman sonra kahramanın bu çabası okuyucunun en büyük derdi haline geliyor. Bir ara “-Kafka nolur kurban olayım şu adamı Şato’ya ulaştır” dediğim bile oldu. :)))  Kitap feodal düzene bir eleştiri niteliğinde. Tabakalar arası sınırlar açıkça çizilmiş kitapta. Feodal yapının keskin kuralları karşısında alt tabakanın sıkıntıları ve bürokrasinin keskinliği son derece güzel aktarılmış okuyucuya.

Kafka’nın tarzını seviyorsanız eğer ve diğer kitaplarını okuduysanız bu kitabını da mutlaka okuyun. Belki biraz sıkılır gerilirsiniz ama yinede kitabın sonunda memnun bir halde kapatırsınız kapağı. Biraz ara vermeliyim sanırım Kafka’ya. Elimde okunmamış Milena’ya Mektuplar kitabı kaldı son olarak. Onu da bir ara okurum artık.

Yazımı kitaptan birkaç alıntı ile sonlandırayım. Bir sonraki yazıda görüşme dileği ile hoşça ve kitaplarla kalın. :)))

***
"Burada aşağıda çalışacaksam, burada aşağıda kalmam daha akıllıca olur. Ayrıca korkarım yukarıda şatoda yaşamak bana göre değil. Ben hep özgür olmak isterim."
*** 
"Ah, bütün yaptıkların, bütün konuştukların beni ne kadar üzerse üzsün, gene de bunlarda nasıl hayrıma bir taraf, hayrıma bir öz aradığımı bir bilsen!"
*** 
"Gözlerinizden geçmiştekinden ziyade gelecekteki mücadele okunuyor. Gelgeldim bu dünyadaki engeller büyüktür, hedefler büyüdükçe bunlar da büyür, bu durumda küçük, etkisiz, ama bir o kadar da mücadeleci bir adamın desteğini garantilemek ayıp değildir."

9 Eylül 2016 Cuma

Charles Bukowski - Pis Moruğun Notları

"Herkesin ağzı var ve herkes ağzını açıp önyagılarından yola çıkarak bir şeyler söylüyor, trajediyi kendi çıkarı doğrultusunda kullanıyor, gücü elinde bulunduranlar güçlerini korumak istiyor, altın çekmecelerini kaybetmelerine neden olabilecek her şeyin ne kadar yanlış olduğunu haykırıyorlar, ben apolitik biriyim, ama bu gericilerin fırlattığı falsolu toplar karşısında kafam bozulup oyuna girersem şaşmayın." 
Sıradışı bir kitabın sonundan herkese merhaba. 

Bukowski ile tanışmam belki biraz geç oldu ama çok iyi oldu. Farklı bir adam. Bir yerde hakkında "Eserlerinde genellikle toplum dışı insanlar ile depresyonu konu alması ve alkolizme yatkın bir hayat tarzını anlatmasıyla ünlüdür." diye okumuştum ve hakikaten de bu kitabında tamda bu şekilde çıktı karşıma. 

Pis Moruğun Notları 1969 yılı içinde yazar tarafından Los Angeles'ta yayınlanan yeraltı gazetesi Open City 'e yazılan yazıların bir nevi koleksiyonu. 

Muhteviyatında bolca argo ve küfür barındırıyor. Kitapta kısa kısa öyküler var. Babasına duyduğu aşırı nefret ve yaşadığı ülke olan Amerika'ya karşı olan tiksintisi. Alkole ve kadınlara olan düşkünlüğünden bol bol bahsetmiş. Başta da dediğim gibi sıradışı bir kitaptı. Belli bir kurgusu olmayan kısa yaşanmışlıklardan bahsedilen yazılardan oluşuyor. Yeraltı edebiyatı sınıfına giren bu kitabı başta bu tarzı seven kitap severlere mutlaka tavsiye ederim. En kısa sürede devamı olan "Pis Moruğun Notları 2" kitabını da alacağım çünkü çok merak uyandırdı bende. Bir başka Bukowski kitabında daha görüşmek dileği ile hoşça ve kitaplarla kalın. 

***
"Guvensiz kalplerimizi, Karektersiz insanlara borçluyuz."
***  
"-Bir insanı sevmek mümkün mü sence?
+İyi tanımadığınız biri ise belki. Ben insanları pencereden seyretmeyi severim.
-Sen bir korkaksın, Stirkoff.
+Kesinlikle, efendim."

6 Eylül 2016 Salı

Uğur Mıstaçoğlu - Noğmal

Büyük bir keyifle ve merakla okuduğum bir kitap oldu “Noğmal”. Okumaya başladığınız andan itibaren sizi içine çeken ve bir sonraki sayfayı merakla çevirten bir kitaptı. Akıcı anlatımı, mizahi yönü ile bir çırpıda okunuyor. Okurken de düşündürüyor. Sıkılmak mı? Ne münasebet efendim!! Aksine keşke biraz daha uzun olsaydı ... Sürpriz son ise cidden çok başarılı, alışık sonlardan değil. Eee bu da kitabın farkı ...

Konudan kısaca bahsetmek gerekirse, Bedircikli ailesinin trajikomik hikayesini okuyacaksınız. Evden işe işten eve bir baba olan İlhan, o gün senin bu gün benim konu komşu gezen bir anne Sabia, genç yaşta çalışan ve patronu ile birlikte olan kafasına buyruk bir kız Duygu, 24 yaşında askerliğini yapmış ama hiç bir baltaya sap olamamış, babası tarafından görmezden gelinen Sadık ismini verdiği iç sesi ile konuşan tartışan bir çocuk Bahadır. Bu aile sıradan bir aile gibi görünebilir ama her bireyin o denli tuhaf kişilikleri var ki işte bu özellikler bu aile normalden öte kılıyor. Ve ailenin başına öyle olaylar geliyor ki okurken “tüh tüh, vah vah, cık cık” demekten alamıyorsunuz kendinizi. Ve yaşananlar öyle bir sonla noktalanıyor ki sadece kitabın sonu bile bu kitabın sıradan alelade bir kitap olmadığının kanıtı.

Bu arada kitap Sabia denen bir karakter var ki aman Allah’ım düşman başına yok böyle bir şey. Okuyacak olanların bu karaktere dikkat etmesi tavsiyemdir. Alın okuyun pişman olmazsınız. Aksine çok beğeneceğinizi düşünüyorum.